• Slider 1
  • Slider 2
  • Slider 3
  • Slider 4
  • Slider 5

Dertli Divani (© BeKa)
Fotoğraf: Bekir Karadeniz

 

 

Dertli Divani©

 

1962 yılında Urfa’nın Kısas köyünde doğdu. Asıl adı Veli Aykut’tur. İlk ve ortaokulu köyünde, liseyi ise Urfa’da, yükseköğrenimini Ankara’da tamamladı.

Dedesi Ahmet Baba ve babası, asıl adı Hamdullah olan Aşık Büryani’dir. Ailesindeki geleneğin devamı olarak küçük yaşlarda aşıklık konusunu ve bağlama çalmayı öğrendi. Şiir yazmaya da yine küçük yaşlarda başladı.

Mahlasını oluşturan Dertli bölümünü 1978 yılında Emrullah Efendi, birkaç ay sonra evlerini ziyaret eden Bektaş Efendi ise Divani bölümünü verdi. Böylelikle Dertli Divani mahlası tamamlanmış oldu. Daha 16 yaşındayken söylediği doğaçlama deyişlerin de bu mahlası almasında önemli bir etkisi oldu.

Aşıklığın yanı sıra Hacı Bektaş Dergahı yönünden bir Alevi-Bektaşi dedesi olan Dertli Divani, Türkiye ve Türkiye dışında birçok konser ve toplantıya katıldı.

Hem kendi şiirlerini hem de babası ya da başka aşıkların şiirlerini besteleyen Dertli Divani'nin türküleri birçok sanatçı tarafından da yorumlanmaktadır.

Hemen her konuyu işleyen Dertli Divani’nin şiirleri çeşitli gazete, dergi ve araştırmalarda yer aldı. Ayrıca bugüne dek tek başına ya da grup olarak 10 kadar albüm çıkardı.

 


 

Oldu mu

Dinleyin yarenler bir sualim var
Kanatsız güvercin gören oldu mu
Kimi zarar eyler kimisi de kar
Gönül postun dosta seren oldu mu

Hangi mihmaneye baki kalmış han
Leyla’nın aşkından Mecnun ağlar kan
Gönül bağ misali akıl da bağban
Yolup dikenini süren oldu mu

Bir sevdazedeye uğradı yolum
Nakz-ı aht olana hak der mi kulum
Dört tekmil etrafı hakikat halın
Farkedip sırrına eren oldu mu

Gayetçe konuşur papağan dili
İnan ki dilinden ayrıdır hali
Firdevs-i alada yetişen gülü
Ya koklayıp ya da deren oldu mu

Şol Dertli Divani günahkar kuldur
Aşkın kazanından kepçeni doldur
Her şeyin temeli ne ise odur
Temelsiz binayı ören oldu mu

 


 

Kaldı

Yaşanılası dünyanın
Ne tadı ne tuzu kaldı
Ömür denen şu zamanın
Çoğu gitti azı kaldı

Çalışmadan yiyenlerin
Derimizi giyenlerin
Nice benim diyenlerin
Ne izi ne tozu kaldı

Çürük ökçe yırtık taban
Kurdu kuşu ettik çoban
Gariban daha da gariban
Ne çulu ne bezi kaldı

Cahiller kendini aklar
Kamiller özünü yoklar
Kurudu çaylar ırmaklar
Serçeşme'nin gözü kaldı

Dertli Divani'nin varı
Canandır canın öz yari
Geçti bu devrin baharı
Ne yazı ne güzü kaldı
 

 

Ö n c e k i  O z a n

  S o n r a k i   O z a n