• Slider 1
  • Slider 2
  • Slider 3
  • Slider 4
  • Slider 5

Aşık ikrari (© BeKa)
Fotoğraf: Bekir Karadeniz

 

 

Aşık İkrari©

 

1844-1904. Yusufeli’nin Okar (şimdiki adı Havuzlu) köyünde doğdu. Asıl adı Mehmet’tir.

Küçük yaşlarda şiire ilgi duymaya başladı.

Geçimini topladığı meyveleri Erzurum ve çevresinde satarak yaşamını sürdürmeye çalışan İkrari, aynı zamanda gittiği yerlerde çeşitli konularda destan, koşma ya da taşlamalar söyleyerek tanındı.

Döneminin aşıklarından birçoğuyla karşılaşan İkrari, özellikle Aşık Sümmani’yle karşılaşıp tanışmak istemesine karşın bunu gerçekleştiremedi. Torunu Aşık Pervani’nin aktardığı bir anlatıya göre, İkrari, Sümmani’yle karşılaşmak için Narman’a gitmek üzere yola çıktığında, Sümmani de aynı düşünceyle İkrari’nin yanına gitmek üzere Narman’dan ayrıldı. Yolda birbirleriyle karşılaşıp selamlaşan aşıkların her birinin içinden, karşılaştığı kişinin görüşmek istediği kişi olduğu düşüncesi geçti. Gerçekten de biri Narman’a öteki ise Yusufeli’ne vardığında içinden geçenlerin doğru olduğunu anladılar.

Aşık İkrari, şiirlerinde dinden sevdaya dek değişik konuları işledi. Ancak özellikle güzellemeleri ile tanındı ve kendisinden sonraki birçok aşığa da ilham kaynağı oldu.

Aşık İkrari köyünde öldü ve orada toprağa verildi.

Ayrıca 1800’lü yıllarda yaşayan Bektaşi bir İkrari, ikisi de Ermene kökenli olan Bayburtlu İkrari ve Erzurumlu İkrari mahlaslı aşıklar bulunmaktadır.

 


 

Kızlar

Türkmen güzelleri seyrana çıkmış
Hiç gelmez yanıma naz eder kızlar
Sarılsam beline kınalar yakmış
Bu deli gönlümü şaz eder kızlar

Ehl-i irfan olan insan seçerler
Gonca güller sümbül gibi açarlar
Önce yaklaşırlar sonra kaçarlar
Kaçıp daldalardan göz eder kızlar

İkrari der gurbet elde kalırsam
Arayıp da derde derman bulursam
Vadem yetip eğer birgün ölürsem
Benim öldüğüme haz eder kızlar

 


 

Ola ki Biz

Ola ki biz bu sevdaya tutulduk
Ah edip sevdayla çürüyelim mi
Herkes şahinini almış koluna
Biz de yarimize yürüyelim mi

Aşıklar zikreder doğru yolunu
Neylemeli ağam dünya malını
Ak alnın üstüne zülfün telini
Tarak vurup zülfün tarayalım mı

Kesildi imdadım yoktur dermanım
Bu dünyada çoktur ah u efganım
Cesette kalmadı süzüldü kanım
Bir gonca gül gibi kuruyalım mı

Nazlı dilber sen kendini översin
Yağmur olur semalarda yağarsın
Allahın emriyle beni seversin
Sevmesen sevdadan farıyalım mı

İkrari’yim erimişim tuz gibi
Ela gözler sürmelenmiş saz gibi
Ağustos ayında karla buz gibi
Seni her gördükçe eriyelim mi
 

 

Ö n c e k i  O z a n

  S o n r a k i   O z a n