Dağlarım

Vadisinden doruğuna kar olmuş
Hep bahar olsaydı keşke dağlarım
Tipi vurmuş yanakları mor olmuş
Her mevsim bir güzel başka dağlarım

Bin sabırla bekler Temmuz ayını
Çoban Hasan göle döker koyunu
İçer buz kesilmiş kaynak suyunu
Bin değer villaya köşke dağlarım

Yaylalar boş oğlağı yok kuzu yok
Gelini yok oğlanı yok kızı yok
Çökeleği kaymağı yok tuzu yok
Düşürür ozanı aşka dağlarım


Sevgilim

Her dolu kadehi bade belleyen
Mey yerine zehir içer sevgilim
Tanrı kovmaz Adem ile Havva’yı
Hayal eken hüsran biçer sevgilim

Dağı doruğundan deldiğin zaman
Vadisinden Ağrı geldiğin zaman
Çözüp örekleri güldüğün zaman
Yanağında çiçek açar sevgilim

Tanyerinden sen çık güneş çıkmasın
Çok tarama sarı saçlar akmasın
Dolu bak gözlerin boşa bakmasın
Gider gençlik elden uçar sevgilim

Öyle uzak durma beri gel beri
Gir sokul yanıma çekilme geri
Beni senin aşkın etti serseri
Değildi ki Osman naçar sevgilim


Cesedimi

Denizdeyim kıyısı yok limansız
Yanaştır karaya çek cesedimi
Ne kan koydun ne can koydun imansız
Balıklar yiyecek bak cesedimi

Nasıl bağlanmışım bir tek bakışta
Ört üstüne beni karda yağışta
Yeter ki üşüme sen karakışta
Tutuştur ocakta yak cesedimi

Bir sözleşme yapacağız seninle
Bu cinayet değil sen beni dinle
Önce parça parça doğra elinle
Sonra saçlarınla dik cesedimi


Dağlar

Aşkın tarihinde bu böyle yazar
Ayırmış Aslı’dan Kerem’i dağlar
İzmir’den Artvin’e kılayım nazar
Eğilin göreyim yarimi dağlar

Düşmüşüm içine gurbet bir kuyu
Tükenmez gözyaşım biter kar suyu
Anasından ayırmayın kuzuyu
Kanatmayın benim yaramı dağlar

Yolcu olsun sıra sıra bulutlar
Varsın selam versin yara bulutlar
Kalksın tepelerden karabulutlar
Nerdeyim bileyim yerimi dağlar

Şehirle yok oldum köyle tükendim
Ben böyle yok oldum böyle tükendim
Vadi vadi yayla yayla tükendim
Bitirdi yoğumu varımı dağlar


Otuz Miliyonun

Otuz miliyonun yarısı kızdır
Evlenmeye kalksan azlanıyorlar
Övdükçe onları aydır yıldızdır
Tepemize çıkıp nazlanıyorlar

Birini alıp da kaçamıyorum
Ayşe’yi Fatma’yı seçemiyorum
Yazın sokaklardan geçemiyorum
Bilmem kışın nerde gizleniyorlar

Başımıza gelecekti bu da mı
Karakışta efkar basar adamı
Tipi vurup soğutunca odamı
O zaman daha çok özleniyorlar


İnce Olur

Sen dağların Güleseri
Gül bu kadar ince olur
Tanrının eşsiz eseri
Kul bu kadar ince olur

Tuttum bir gece yanımda
Değdi parmak uçlarımda
Yok oldu avuçlarımda
El bu kadar ince olur

Er geç bu ateş yakacak
Yıkılır ev söner ocak
Sarılsam koptu kopacak
Bel bu kadar ince olur

Bittim yüzündeki nurda
Bu renk tonu yok ki narda
İz bırakmış yanaklarda
Sel bu kadar ince olur

Yürüse şehir yürüyor
Durursa cadde duruyor
Bastığı sokak eriyor
Yol bu kadar ince olur

Seyretmeye doyulmuyor
Taramaya kıyılmıyor
Tek tek saysan sayılmıyor
Tel bu kadar ince olur

Affetmez bu deli seni
İnfaz etti astı beni
Bıçak gibi kesti beni
Dil bu kadar ince olur


Para Etmez

Tanrı rahmetidir çok yağmur yağar
Dünya yaylasında ot para etmez
Sarı inek kara koyun sağılır
Yağ peynir bol olur süt para etmez

Hiç olmazı yapar aklına eser
Kalkar kaderine şansına küser
Kasabın cahili deveyi keser
Kurban bayramında et para etmez

Dünya dolar meydan yeri azalır
Vakit geçer pazarlıklar uzalır
Acemi cambazın elinde kalır
Eşek pazarında at para etmez

Osman seni belki deli sanırlar
Gerçek kimliğini çok geç tanırlar
Birgün kalkar kıtalardan sınırlar
Çin’in kuzeyinde set para etmez


Şu Çeyrek Ekmeği

Şu çeyrek ekmeği al lokantacı
Doğuda milletim aç yiyemiyom
Terzi elbisemi dikme koy dursun
Yurttaşım çırçıplak ben giyemiyom

Yürüdüm Artvin’den düşe yıkıla
Vardım Ankara’ya korka çekile
Senatöre başbakana vekile
Şu Anadolu’ya bak diyemiyom

Yabancı yabancı birçokları var
Kasap mıdır nedir bıçakları var
Teşkilat kurmuşlar uçakları var
Öyle birdenbire çık diyemiyom


Osman

Meryem Ana yapar zilli köçekten
Lalenin adını gül yapar Osman
Değil öyle bin bir türlü çiçekten
Deve dikeninden bal yapar Osman

Ne zaman ne yapar hiç gelmez akla
Betona şiiri yazar tırnakla
Yalçın kayaları kazar tırnakla
Geçitsiz dağları yol yapar Osman

Değiştiremedi düz gidişini
İnada bıraktı nice işini
Söküp ağzındaki altın dişini
Dostun mektubuna pul yapar Osman

İnsanda bu vahşet bu kin kan niye
Güç veren kim Padgorni’ye Henri’ye
Bir yerde kul olur yüce Tanrıya
Bir yerde Tanrıyı kul yapar Osman


Benim

Kendine bilgiçlik taslayacaksan
Vurma neşterini yarama benim
Hazreti Muhammet Mustafa olsan
Girme Tanrı ile arama benim

Sıcak mı cehennem ben gireceğim
Tanrının evidir ben göreceğim
Benim hesabımı ben vereceğim
Karışma zarara karıma benim

İstemem cennetten ne ev ne arsa
Cezamı o verir ne suçum varsa
Tanrım beni başka kula sorarsa
Ben de kulum gider zoruma benim


Büyüdük

Göllerinde yüzer yaban kazları
Yaylalarda turnalarla büyüdük
On yedide gelin ettik kızları
Davullarla zurnalarla büyüdük

Alev alev al kirazlar dal verdi
Fasulyeler sırık sırık yol verdi
Nohut çiçek açtı mısır kol verdi
Ekinlerle tarlalarla büyüdük

Çamurun içinde suyun içinde
Doğduk aynı günün ayın içinde
Aynı toprak aynı köyün içinde
Biz beraber nazlı yarla büyüdük

Paramız yetmezdi ilaç almazdık
Ölür gider hastahane bilmezdik
Doktor yoktur diye hasta olmazdık
Yalınayak yağmur karla büyüdük


Hayalini İşledim

Hayalini işledim ben Ege Denizine
O isterse küs olsun Artvin’de barışmasın
Çözüp öreklerini tel tel serdim denize
Sakin durun dalgalar saçları karışmasın

Bu sevda yollarında erişince bilince
Şu hasret duvarını Ferhat gibi delince
Bizim Ardanuç’taki kara kıza gelince
Şirin olurum diye benimle yarışmasın

Be Allahlık Osman’ım yine görürsün rüya
Elde tas kolda güğüm usulca gelir suya
Dünya gözüyle görmek gerçi bir serap bu ya
Uzaktan baksın yeter isterse görüşmesin


Zamana Geldik

Bıraktı baba görevi
Bıktı bir zamana geldik
Yere serdi cüce devi
Yıktı bir zamana geldik

Biz çıkalım derken düze
Yokuş çıktı önümüze
Ekmek iki bin beş yüze
Çıktı bir zamana geldik

Anadolu halkı ezik
Ana yazık evlat yazık
Gelen kıçımıza kazık
Çaktı bir zamana geldik

Osman şu çeneni kapa
Gideceksin birgün çöpe
Biri boynumuzu ipe
Taktı bir zamana geldik


Doğdular

Büyük şehirlerde çocuklarımız
Kuyruklarda sıralarda doğdular
Kuşlar yuva yaptı yavru çıkardı
Bizimkiler kiralarda doğdular

Vadesi gelmeden alındı canlar
Gencecik boynuna ip takılanlar
Kanlı Sivas sende dün yakılanlar
İmranlı’da Zara’larda doğdular

Gerektiği yerde kanın da aksın
Kişilik onurun taşıyacaksın
Amaç insan gibi yaşayacaksın
Kediler de fareler de doğdular


Ağladı 2

Efkar Tepesine geldi hayali
Boğazıma sarıldı da ağladı
Yıkılmış bedeni perişan hali
Öldü öldü dirildi de ağladı

Kızarmadan koparılmış nar gibi
Mayısta kurumuş bir pınar gibi
Yıldırımlar çarpmış dev çınar gibi
Düştü yere serildi de ağladı

Görmesini bilen göz aptallaştı
O nasıl damlaydı o nasıl yaştı
Yanaklarındaki dereler taştı
Göz arkları yarıldı da ağladı

Öyle donup kaldım taş kesildim taş
Açtı kollarını dedi gel yaklaş
Dedim utanırım gelme uzaklaş
Sözlerime darıldı da ağladı

Ne bir selam ne bir mektubun değdi
önlün nerelerde ve kiminleydi
Yıllar önce aklın fikrin nerdeydi
Sitemiyle kırıldı da ağladı

Tanıdım karşıdan yürümesini
Okşadım saçını duydum sesini
Aşkın kenetleşmiş kelepçesini
Sıktı sıktı yoruldu da ağladı

Gördüm Efkar Tepesine çıktı da
Seyretti Artvin’e baktı baktı da
Çoruh Nehri gibi aktı aktı da
Karadeniz duruldu da ağladı


Tanrı

Öyle dört kitapla yeri dolamaz
Canlı ruhundaki bir histir Tanrı
Peygamberler çömezleri olamaz
Evrene cumhur-i reistir Tanrı

Alemi görür küçük pencereden
Bir balık bir sudur akar dereden
Çağırmaz ben burdayım minareden
Kalp atar duyarsın bir sestir Tanrı

Altında mı üstünde midir damın
Cüppesinde mi papazın hahamın
Sanmayın ki camideki imamın
Başındaki sarıktır festir Tanrı

Kim bakacak günahına suçuna
Ne yapsınlar sakalına saçına
Koyacaklar pulsuz zarfın içine
En son gideceğin adrestir Tanrı


Görseydi

En zeki insanı aptal ederdi
Gözlerini güldürende görseydi
Tanrı kulda gözü iptal ederdi
Kirpikleri kaldıranda görseydi

Durup gizli gizli bakarken kıza
Düştüm yüzündeki çifte havuza
Harbi kayıp ettirirdi Yavuz’a
Gözlerini Çaldıran’da görseydi

Belki de bu ateş sönebilirdi
Osman her güçlüğü yenebilirdi
Yeniden hayata dönebilirdi
Delirip de çıldıranda görseydi


Oynamalı

Kız dediğin ayağını
Bastı mı yer oynamalı
Tam gülerken suratını
Astı mı yer oynamalı

El avuçlar entariyi
Ham turunçlar entariyi
Sivri uçlar entariyi
Kesti mi yer oynamalı

Yüzüne gelince bahar
Yanaklarında iki nar
Saçlarında deli rüzgar
Esti mi yer oynamalı

İş sayarım sarılmayı
Unuturum yorulmayı
Bırak benden darılmayı
Küstü mü yer oynamalı


Filistin Kamplarında

                     Menahem Begin & Ariel Şaron ikilisine

İnsan demeye bile utanıyor ya insan
İnsanlar kudururlar Filistin Kamplarında
Kan gölünde boğuldu yaratılan yaradan
Tanrıyı da vurdular Filistin Kamplarında

Sorumlu Amerika hazırladı tuzağı
Hangi çağdaş uygarlık hangi çağ uzay çağı
İsrail’in kurduğu bu robotlar toprağı
Kan ile yoğurdular Filistin Kamplarında

Kanlı insan elleri aldı tarihi geri
Üstüste bu cesetler utandırır Hitler’i
Sıcak kana susamış kudurmuş aç itleri
Çocukla doyurdular Filistin Kamplarında

Say cani kurşunları nişan al can yerine
Çıkar postallarını kan çıktı dizlerine
Eylül seksen ikide ölenlerin yerine
Analar doğurdular Filistin Kamplarında

 


Sevgilim

Her dolu kadehi bade belleyen
Mey yerine zehir içer sevgilim
Tanrı kovmaz Adem ile Havva’yı
Hayal eken hüsran biçer sevgilim

Dağı doruğundan deldiğin zaman
Vadisinden Ağrı geldiğin zaman
Çözüp örekleri güldüğün zaman
Yanağında çiçek açar sevgilim

Tanyerinden sen çık güneş çıkmasın
Çok tarama sarı saçlar akmasın
Dolu bak gözlerin boşa bakmasın
Gider gençlik elden uçar sevgilim

Öyle uzak durma beri gel beri
Gir sokul yanıma çekilme geri
Beni senin aşkın etti serseri
Değildi ki Osman naçar sevgilim


Bırakmış

Düşünmemiş kulum ne yer ne içer
Beş parasız kendi gibi bırakmış
Sana masraf etmiş bir saray gibi
Beni gecekondu gibi bırakmış

Eşya gibi diskolarda otelde
Belçika’da Almanya’da yad elde
Bakıp bakıp ağlanacak bir halde
Genelevde Döndü gibi bırakmış

Ortak mısın ey doğanın sultanı
Tektekçide garson yaptın şeytanı
Geçen gece meteliksiz Osman’ı
Meyhanede hindi gibi bırakmış


Dayanamam

Eğdirip gülü koklasam
Dal ezilir dayanamam
Elim dikenine batar
Kök üzülür dayanamam

Salkım koparsam üzümden
Kütüğü gitmez gözümden
Ola ki benim yüzümden
Bağ bozulur dayanamam

El ayak çekilir yerden
Dünyam yalnız kalır birden
Akşam olur tepelerden
Gün süzülür dayanamam


Evreni Bütün Edelim

Kızılderili Siyah Arap Rum Rus Ermeni
Gelin evreni savaşsız bir bütün edelim
Beraber döndürelim bu koca değirmeni
Doysun çocuklarımız buğdayı un edelim

Sarılın nefretin yerini sevgiler alsın
Bırakın ezanlar okunsun çanlar da çalsın
Aydınlıklar uzun olsun karanlıklar kısalsın
Geceyi gece edip günü de gün edelim

Yağmur yerine kan düşmesin yere bir daha
Dirilmesin kan davası bu töre bir daha
Gerçek sevmişse verelim beyazı siyaha
Üç gün üç gece evrensel bir düğün edelim

 

         © BeKa