Murat Muratoğlu Web Sitesi



Gönül 1

Azalmıyor bu bağrımın yaresi
Canımı dertlere kattı be gönül
Elbette ki vardır bunun çaresi
Ama bulamadım gitti be gönül

Orta boyludur da incecik beli
Billah kardan beyaz o nazik eli
Siyah zülüflerden sade bir teli
Beni bağlamaya yetti be gönül

Uzaktayım hem gücümden işimden
Ayrı kaldım ahbabımdan eşimden
Bu sevdayı atamadım başımdan
Kalmadı mecalim bitti be gönül

 

Beni 1

Yar ile her daim elele iken
Bu yalnızlık şimdi oda kor beni
Bülbül konmayınca boynunu büken
Mor sümbüle sarı güle sor beni

Dermanım yok takatim yok hastayım
Kederdeyim bir amansız yastayım
Alem bilir dert çekmekte ustayım
Varsın olsun aşkın ile yor beni

Hiç sormadım nedir içinde yatan
O sevdadır beni ayakta tutan
Ateşi sönmüşte dumanı tüten
İçten içe yanan küle ver beni

Alışmışım hep peşinden koşmaya
Yolundaki her engeli aşmaya
Sana kavuştuktan sonra coşmaya
Hemen gelme mutlu eder zor beni

 

Bıraktın

Güldürdün elleri başıma benim
Bir yüze bakacak hal mi bıraktın
Bakmadın gözümde yaşıma benim
Kırmadığın kanat kol mu bıraktın

Sensiz bu alemde gayrı gülemem
erdesin kimlesin hiç de bilemem
Her an çabalarım sana gelemem
Önümde bir köprü yol mu bıraktın

Devran böyle gider diye sanarken
Gönüllerde ateş olup yanarken
Arı gibi her çiçeğe konarken
Kovanım da petek bal mı bıraktın

Ben de devran sürüp gönüller yaktım
Hüzünle kederle geçmezdi vaktim
Deli nehir oldum çağlayıp aktım
Kuruttun damlamı sel mi bıraktın

Yalan gülüm senden başkası yalan
Bir sen olsan bana dünyada kalan
Budadın bağımı eyledin talan
Soldurmadık gonca gül mü bıraktın

 

Vurdu Beni

İhaneti yaban elden beklerken
Canımda bildiğim kul vurdu beni
Nice poyrazları bir bir haklarken
Gelip ince esen yel vurdu beni

Naçar kaldım şimdi sensiz neylerim
Her sözü gönlüme bir gam eylerim
Dertli çalar hem de dertli söylerim
Sazımdaki kırık tel vurdu beni

Ölüm olsa ben yolumdan dönmezdim
Binip aşk atına sürüp inmezdim
Kor ateşe düşsem yine yanmazdım
Sönmeye yüz tutmuş kül vurdu beni

Ederinden fazla değeri verdim
Açtım bu gönlümü önüne serdim
Zararı yok olsun ben affederdim
Bir haddini bilmez dil vurdu beni

Murat’sız kalmışım hep çile çeken
Aşkın bahçesini biçmeden eken
Etrafımı sarmış iken bin diken
Bir vefasız gonca gül vurdu beni

 

Beni 2

Bıktırdı bu kadar of ile aman
Durmadan sitemle yorarsın beni
Gün gelir kapını çalmam o zaman
Gelene gidene sorarsın beni

Yetmez mi çektiğim bunca dert kahır
Her sözün çok acı sanki bir zehir
Sen görme gözümden akıyor nehir
Tam kırk dört yerimden kırarsın beni

Yeter artık yeter bu kadar çile
Dayanmaz hiç kimse taş olsa bile
Bu tatlı canımı ben Azraile
Veririm de sonra ararsın beni

 

Başka Yerde

                  
Bekir Karadeniz’e

Ruhu bedenine yabancı yaşar
Akıl başka yerde dil başka yerde
Yaşam boşluğunda sonsuza koşar
Adım başka yerde yol başka yerde

Hiç sormadan meskenine girdiler
Zorladılar uzaklara sürdüler
Can dostu sazına basıp kırdılar
Mızrap başka yerde tel başka yerde

Felek örüyordu kötü ağları
Kurtlar bastı gönlündeki dağları
Kesip kesip budadılar bağları
Diken başka yerde gül başka yerde

Meçhul gezdi gelecekten yarından
Çok şeyi yitirdi olan varından
Ayırdılar sevdiğinden yarinden
Hiç dostu kalmadı bil başka yerde

Paylaşırdı ekmeğinden dilimi
Şiar etti kendisine ilimi
Issız topraklarda sezdi ölümü
İrfan başka yerde çöl başka yerde

 

Aradım

İnsanlarda asaleti kemali
Kaftanında değil özde aradım
Engin gönül ile nurdan cemali
Ey erenler bilin sizde aradım

Paylaştım soframda ekmeği balı
İstemem olmasın kilimle halı
Dostun bahçesinde yeşili alı
Beyazda karada bozda aradım

Ölsem de namerde edemem minnet
Gönlü alçak olmak en büyük sünnet
Sormadım softaya nerede cennet
Hakka doğru giden izde aradım

Kamil olmayana derdim açmadım
Ekmediğim yerde kesip biçmedim
Cimrinin elinden ilaç içmedim
Dermanı yaramda tuzda aradım

Güzeli ararım yoktur durağım
Nice yıldır menzilime ırağım
İnsanlık yolunda ben bir çırağım
Murat’ı ateşte közde aradım

 

Bulamadım

Saymadın can diye ağlattın beni
Gönlümü bilecek kul bulamadım
Aşkın ateşiyle dağlattın beni
Yanmış yüreğime sel bulamadım

Gem vurdum duyguma ben çoğu zaman
Hasretin yürekte vermiyor aman
Geçse de aradan bu kadar zaman
İçinden çıkacak hal bulamadım

Kördüğüm olmuşum zülfün telinde
Savrulup dururum aşkın yelinde
Sensiz bu şehirde gurbet elinde
Sılama gidecek yol bulamadım

 

Güzel

Bülbül gibi havalansan dalında
Seni bulmak için uçarım güzel
Esir olsan bile Yemen çölünde
Duramam bir zaman kaçarım güzel

Her engeli bir solukta geçsem de
Ummanları aşıp yelken açsam da
Altın kaplı tastan şarap içsem de
Yine de ben sensiz naçarım güzelim

Bir yol görünüp de hemen gidenden
Yiğit soğurmuş ya çok naz edenden
Çıkmayınca şirin canım bedenden
Sanmayasın senden geçerim güzel

 

Gelirim

Hiç bilgim olmadı gizli saklından
Bu sırrı gönlümde yaşar giderim
Geçirseydin beni bir an aklından
Bağlasalar durmam koşar gelirim

Dilerim ki biter bu sonsuz sürgün
Kurbanın olurdum inan ki hergün
Sen beni gönlüne düşürdüğün gün
Ne engeller varsa aşar gelirim

Adını anarım kendi kendime
Bağlı kaldım sonuna dek andıma
Aklıma düşünce sığmam bendime
Tüm setleri yıkar coşar gelirim

Sensiz bu dünyada alamam Murat
Sana gelen yollar olsaydı Sırat
İstemem altımda olmasın kırat
Dumanlı dağları aşar gelirim

 

Gibi

Senden uzakta bir anım
Geçmez sanki aylar gibi
Bir yanım mahzun bir yanım
Coşar deli taylar gibi

Acılar gönlümde kışlar
Kabus olur tamam düşler
Süzülür gözümden yaşlar
Sessiz akan çaylar gibi

On altıya benzer yaşın
Eğilmesin yere başın
Çatma n’olur böyle kaşın
Göz üstünde yaylar gibi

 

Doğru

Yaradan derdi verdi mi
Bakar imiş kula doğru
Alıp götürse derdimi
Salsam azgın sele doğru
Gönlümde hep hatıralar

özlerim hayale dalar
Elim gider seni çalar
Sazımdaki tele doğru

Sensiz bulamam yolumu
Ne sağımı ne solumu
Dolasaydım yar kolumu
O incecik bele doğru

Alem seni bana bilsin
Dünya malı ele kalsın
Rüzgar ile kokun gelsin
Aç göğsünü yele doğru

Uğruna yere inerim
Uçtuğun dala tünerim
Sevda atına binerim
Sonu gelmez yola doğru

 

Git

Havalanma öyle gel sen engine
Yaşama umudu düş olana git
Kıymet verme yeni gören zengine
Biraz da yüreği hoş olana git

Hak etmeyenlere hiç değer verme
Kendini bilip de kimseyi yerme
İnat edip bana ayağın germe
Dosta giden yolda kuş olana git

Ödün verme yalan ile dolana
Çalıp çırpıp gözleri aç olana
Ben onları benzetirim yılana
Hayatında dürüst iş olana git

Boş ver gitsin namussuzun yatına
Özenme hiç uçağına atına
Birgün çıkacağız hakkın katına
Doğruluk yolunda baş olana git

 

Sen Değil misin

Gönlüm aşkın denizinde
Yüzdüren sen değil misin
Terkedip ayak izinde
Gezdiren sen değil misin

Verdin bitmez kahırları
Dolaştırdın şehirleri
Bana dertli şiirleri
Yazdıran sen değil misin

Hasretin gitmez yanımdan
Çok şeyler aldın şanımdan
Beni bu tatlı canımdan
Bezdiren sen değil misin

Sevdan içimde hep yeni
Yaktın kavurdun bedeni
Kırk yaşamdan sonra beni
Azdıran sen değil misin

 

Oldu mu

Sen ki içimdesin bir hayli zaman
Aklına düştüğüm birgün oldu mu
Varlığın bir başka yokluğun yaman
De bana çektiğim çile doldu mu

Gir gönül bağıma şöyle bir gezin
Kederde günlerim hepsinde hüzün
Bunca yıldır bana gülmeyen yüzün
Bilmem başkasını sevip güldü mü

Hep düşündün bir karara varmadın
Güllerim sarardı soldu dermedin
Kaç zaman geçti de birgün sormadın
Hiç değilse bir bak Murat öldü mü

 

Yeter

Bir güzel gördüm de tarif edemem
Seni anlatmaya diller mi yeter
Bırakıp da bir yerlere gidemem
Alıp götürmeye yollar mı yeter

Güller açar yüzlerinde gülünce
Bin naz eder sevdiğimi bilince
Övmüş de yaratmış inceden ince
Belini sarmaya kollar mı yeter

Ela göz üstünde bir yaydır kaşın
Dökme cemalini görünsün dişin
Var mı yeryüzünde bir daha eşin
Sana benzemeye kullar mı yeter

Gönlün havalarda sen Kafdağında
Güzellik var hamurunda yağında
Bu kısa ömrümün hazan çağında
Yolun beklemeye yıllar mı yeter

 

Giderim

Mevlam koymazsın sen kulunu dara
Aşarım da bu dünyadan giderim
Gün gelir ki senin aşkınla kora
Düşerim de bu dünyadan giderim

Bu sevda sinemde çok derin yara
Alnıma sürdürmen bir zerre kara
Ekmeğin peşinden üç kuruş kara
Koşarım da bu dünyadan giderim

Tövbe ettim tutamadım kaç kere
Beklerim mevladan Murat’ım vere
Birgün çağırdığı o malum yere
Pişerim de bu dünyadan giderim

 

Yok Benim

Hep değerler akçe ile eş olmuş
Böyle bir dünyada yerim yok benim
Vurgun talan bir esaslı iş olmuş
Haksız kazanılmış birim yok benim

Zaman olur bu hallere şaşarım
Erdem ile engelleri aşarım
Temiz doğdum hep onurlu yaşarım
Arınmayan pasım kirim yok benim

Sevgiyle savrulur aşka koşarım
Ateşte kavrulur korda pişerim
Doğrunun peşine her dem düşerim
Yerlere eğecek serim yok benim

Herşeyin fazlası neyime yarar
Çalıştım kazandım karınca karar
Kimi kar ettimse kimi de zarar
Hep düşeş gelecek zarım yok benim

Bak kim var ardında şöyle bir dön de
Seni yaşıyorum gecede günde
Sevda yollarında giderken önde
Kimseyi baş bilmem pirim yok benim

 

Benim 1

Şu evrende bir kişilik yerim var
Zerre bile değil çokluğum benim
Beni bulur daim tipi boran kar
Yine de örtülmez paklığım benim

Acıdan ağrıdan şerbet içerim
Erdem ile hep kendimden geçerim
Birgün gelir bu dünyadan göçerim
Belki farkedilir yokluğum benim

Zaman oldu insanlara küstüm de
Bilemedim yaş tahtaya bastım da
Çamur da atsalar durmaz üstümde
Bulaşmaz görünür aklığım benim

 

Ne Haber

Baş dara düşünce zor gelir çözüm
Eşten dosttan yaban elden ne haber
Paylaştım derdimi seninle sazım
Döşündeki kırık telden ne haber

Çok şükür soframda ekmeğim aşım
Eğmedim namerde soysuza başım
Elbet yaza döner bu kara kışım
Dosttan esen sıcak yelden ne haber

Gördüm vezir olmuş bitler pireler
Hergün daha derin döşte yareler
Söndürmez narımı çaylar dereler
Boz bulanık akan selden ne haber

Ne çileler çektim taze çağımda
Kar eksik olmadı gönül dağımda
Hazan ile hüzün sevda bağımda
Laleden sümbülden gülden ne haber

 

Nerede

Ağıları bala kattım yoğurdum
Bu karışık tadı bilen nerede
Şenliğime dostlarımı çağırdım
Zor günde yanıma gelen nerede

İnsanın yaşamı dar bir açıda
Acının beşi de birdir üçü de
Toplamış yükünü hazır göçüde
Gitmeden kıymet bilen nerede

Öğrenip Murat’ı ehil birinden
Kırmadan kalbimi elli yerinden
Ağlar iken bir köşede derinden
Gözden akan yaşı silen nerede

 

Oldu

Düşerim meçhule görünmez dibi
Gözlerin gönlüme giden yol oldu
Mağrurdu bu başım yüce dağ gibi
Eğildi önünde şimdi kul oldu

Nice bülbüllere hep mesken olan
Çağlayıp gönülden gönule dolan
Sözün doğrusu bu gerisi yalan
Soldurdun bağımı ıssız çöl oldu

Mevla bir kez böyle derdi verdi mi
Terk ettirir bana sıla yurdumu
Alıp götüremez poyraz derdimi
Biçare önünde ince yel olur

Yanıp da kavrulur yasta ciğerim
Dik başımı bir tek sana eğerim
Senin nazarında benim değerim
Tükendi beş para etmez pul oldu

Yanağın üstünde gül gibi duran
Yeminler edeyim getir de Kuran
Bu gönlümü yerden yerlere vuran
Yüzündeki üç beş nokta çil oldu

Bunca eziyeti sineme çektim
Budadın bahçemi bir daha ektim
Bir zaman gönlünde ben de bir tektim
Çözemedim gitti nasıl hal oldu

Gönlüme düşürdün sevda közlerin
Neredesin bulamadım izlerin
Yanımdayken sıradandı sözlerin
Şeker oldu şerbet oldu bal oldu

 

Belki

Sanma ki bu dünya kimseye kalır
Bilseydin inadın biterdi belki
Ecel varır birgün beni de alır
Yokluğum gözünde tüterdi belki

Baharı da gördüm kurak yazı da
Kavalı da çaldım telli sazı da
Ellerinle mezarımı kazı da
Bensiz dünya sana yeterdi belki

Dünyada acının çeşidi pek çok
Tatmadığım çile ile kahır yok
Sözlerin yaralı gönlüme bir ok
Bin derdime bir dert katardı belki

 

Kıyamam

Bir seni sevmişim ben bir de seni
Yerine başka bir güzel koyamam
Sensiz ne haldeyim görseydin beni
Ölmek isterim de cana kıyamam

Akşam olup baş yastığa koyunca
Uzanıp yatağa boylu boyunca
Ol sinende goncaları doyunca
Sevmek isterim de sana kıyamam

Sevdan yüreğimde vermiyor aman
İstemem geçmesin sensiz hiç zaman
Gece bitip güneş doğduğu zaman
Seninle başlayan güne kıyamam

Dilerim gençliğin Murat’ın olsun
Gam yemem solarsa gül benzim solsun
Mazideki günler gönlüne dolsun
İsteme ne olur düne kıyamam

 

Nice Zaman Geçti

Nice zaman geçti yolun üstünde
Gözlerim nemlidir mahzun duralı
Hiç gönül koyar mı insan dostunda
Kalbim kırık gönlüm halen yaralı

O güzel yüzünü unuttum sanma
Beddua edemem ben gibi yanma
Hergün sana gelmek istedim amma
Yolunda engeller çokça sıralı

Olmadı seninle giz ile saklım
Arıyorum seni kiraz dudaklım
Halen bu başıma gelmedi aklım
Hançerini şu bağrıma vuralı

 

Döner Ha Döner

Dediler ki bana yazma bunları
Döner çark böylece döner ha döner
Görme hak etmeden kazananları
Döner çark böylece döner ha döner

Duymadan gel yalan ile dolanı
Becerenler vursun değme talanı
Altmış yedi milyon bölsün kalanı
Döner çark böylece döner ha döner

Uğraşma bunlarla zorun ne senin
Yazıp çizer iken karın ne senin
Başa çıkamazsın varın ne senin
Döner çark böylece döner ha döner

Hiç birşeyle doymaz açtır gözleri
Bir de bilse idim nerde izleri
İnsanlık affetmez bilin sizleri
Sanmayın çark böyle döner ha döner

 

Ara

Sorar isen intizamı düzeni
Ağzındaki inci dişlerde ara
Bilmek istiyorsan beni üzeni
Ela göz üstünde kaşlarda ara

Sanma ıstırabım yenidir yeni
Seyret ıssız yolda yalnız gideni
Yanındayken görmez idin sen beni
Şimdi rüyalarda düşlerde ara

Ne ettiysem yeşermedi ektiğim
Hiç sormadın niye boynum büktüğüm
Merak ediyorsan neler çektiğim
Gözden akan kanlı yaşlarda ara

Ölürüm bil birgün bana küs dersen
Yazık sana zorluklara pes dersen
Daim yükseklerde kalmak istersen
Yere eğilmeyen başlarda ara

 

Nedir

Ne acılar çektim türlü biçimde
Hayat pembe değil mor mudur nedir
Bir ateştir düşkü yanar içimde
Söndüremem gayrı kor mudur nedir

Sakladım sırrımı eller bilmedi
Aktı göz yaşım kimse silmedi
Senden sonra bir gün yüzüm gülmedi
Mutluluk bu kadar zor mudur nedir

Aldığım nefeste adın anarken
Sevdan ile içten içe yanarken
Kem talihe yıldız doğdu sanarken
Saçlarıma düşen kar mıdır nedir

 

Getirdin

Senden önce günü bahar yaşarken
Soldurdun bağımı güze getirdin
Nice güzel hep peşimden koşarken
Eğdirdin başımı dize getirdin

Değişmem kokunu bin gonca güle
Diyemem sırrımı kendime bile
Sakındım ki sevdam düşmesin dile
Duyurdun ellere söze getirdin

Sen gideli birgün çilem bitmedi
Atam dedim sevdan baştan gitmedi
Gönlüm ateşlere yandı yetmedi
İnsafsız aleve köze getirdin

Adını yarama merhem eylerim
Sensiz bu hayattı neme neylerim
Her daim adını çalar söylerim
Derdimi türküye saza getirdin

 

Kimdedir

Vurdu felek doğrultamam belimi
Kimseye sözüm yok hata kimdedir
Sazım bozuk nasıl desem halimi
Söyle usul kimde nota kimdedir

Bu dünya fanidir kimseye kalmaz
Erdemlik bilgelik sonradan olmaz
Olsa da gönülden gönlüne dolmaz
Acep ölçüsü ne çıta kimdedir

Gel herkesten fazla bilirim sanma
Alemde laf çoktur hepsine kanma
Ben de satır mısra okudum amma
Söyle gönül söyle kıta kimdedir

 

Yine Olmadı

Kederleri neşe edip canıma
Gülmek istedim de yine olmadı
Dertlerimi bir dost alıp yanıma
Bölmek istedim de yine olmadı

Yüreğime gömdüm gamı sızıyı
Mezar bildim her derince kazıyı
Bahtımdaki kader denen yazıyı
Silmek istedim de yine olmadı

Gezdim bir zamanlar karlı Genya’da
Bulamadım düzlük bir yer Konya’da
Murat’sız yaşamdan bıktım dünyada
Ölmek istedim de yine olmadı

 

Felek

Bırak yakamı da bir düş peşimden
Bana ettiklerin çok oldu felek
Ayrı koydun ahbabımdan eşimden
Nerde sevdiklerim yok oldu felek

Nasıl reva gördüm bunca ezayı
Nicedir çekerim bitmez cezayı
Almadan gönlümden sorup rızayı
Seni yargılamak hak oldu felek

Atmış bazıları yüzden arını
İstemem dünyanın böyle varını
Bugünüm haraptır bilmem yarını
Bütün ümitlerim yok oldu felek

Soldurdun bağımda bahçemde gülüm
Bilmedi kimseler nicedir halim
Almadım Murat’ım büküldü belim
Yare giden yollar dik oldu felek

 

Merhaba

Yel estikçe ipek gibi katlanan
Kızıl saçındaki tele merhaba
Konuştukça bal olup da tatlanan
Ağzındaki şeker dile merhaba

Yanağın üstünde gül gibi duran
Gönlümü yerlerden yerlere vuran
Bin tanesi beni yüz yerden kıran
Yüzündeki üç beş çile merhaba

Uğrunda bir ömür verip beklenir
Güneş görmez beyazlanır aklanır
Bilemedim kimin için saklanır
Sinendeki gonca güle merhaba

On dörde on beşe benziyor yaşın
Belli ki doludur hayalin düşün
Uzaktan uzağa yakar ateşin
Aleve korlara küle merhaba

 

Gelir

İçimde sitemi döksem önüne
Söylediğin bir tek söze az gelir
Başımı çevirsem herhangi yöne
Yokluğunda tüm mevsimler güz gelir

Sanki gölgem olmuş ah u zar benim
Artık saçlarıma düştü kar benim
Zaten doksan dokuz derdim var benim
Bundan öte ne etsen de yüz gelir

Bir gün olsun bana gülmedi yüzün
Tutmadı birini bir diğer sözün
Cilveyle yoğrulmuş bedenin özün
Her halinden işve gelir naz gelir

 

Gülüşün

Bir çocuk ağlıyor bak salya sümük
Öylesine dayanılmaz gülüşün
Gözlerinde yaşlar elleri yumuk
Öylesine dayanılmaz gülüşün

Gömleğini yırtık dondan aşırmış
Etrafa bakıyor yolu şaşırmış
Nasıl da titriyor belli üşümüş
Öylesine dayanılmaz gülüşün

Yırtıldı boğazı çıkmıyor sesi
Daha görünmedi nerde annesi
Titremekten düşer minik çenesi
Öylesine dayanılmaz gülüşün

 

Gelsin

Yüzü çevirmesin mevla kulundan
Sıratta kuş olup uçanlar gelsin
Ayrılığın yoksulluğun yolundan
Hiç değilse bir kez geçenler gelsin

Giremez cennete hep ben diyenler
Yoksulun garibin hakkın yiyenler
Aşkın ateşinden gömlek giyenler
Gönlünü sevgiye açanlar gelsin

Murat’sız dünyada yalnız gezerim
Yerinde konuşur doğru yazarım
Acıdan ağıdan bade süzerim
Ben tasa doldurdum içenler gelsin

 

Gönül 4

Ne hallere düştün bahar çağında
Derdini hiç kimse bilmedi gönül
Nice güller açtı bahçe bağında
Henüz hiç birisi solmadı gönül

Bilirim çok çektin aşkın elinden
Düşürmedin kelamından dilinden
Yorulma hiçbir şey gelmez elinden
Bitti sanma çilen dolmadı gönül

Gel de bir yol dinle benim sözümü
Anlatamam elaleme özümü
Hep gördü de kanlı yaşlı gözümü
Hatırımı sorup silmedi gönül

Çıkma yükseklere gel sen engine
Bilirsin ki her şey dengi dengine
Gel vazgeç körükle gitme yangına
Yoruldun takatin kalmadı gönül

 

Beni 3

Esir miyim sana yoksa köle mi
Bu kadar da kıyma yeter çöz beni
Ben ölünce al eline kalemi
Aşkın kitabına Mecnun yaz beni

Sevda türküsünde seni dinlerim
Hasretinle tükenmişim inlerim
Hep kar tipi boran oldu günlerim
Almadı yanına bahar güz beni

Hayalin her daim karşımda durur
Alır beni uzaklara savurur
Gideceğim doğru yoldan çevirir
Yüzündeki bir çift ela göz beni

 

Ey Güzel

Adındaki sesli harfin üstünde
Yıldız gibi durur nokta ey güzel
Hiç günahım yoktu bana küstün de
Al gönlüm yüzüme bak da ey güzel

Hasret ektin bana bugünde dünde
Yolum izim hepsi senin yönünde
Kaç zaman bekledim evin önünde
Görün artık cama çık da ey güzel

Peşindeyim bahar ile güz ile
Kanmam artık iki tatlı söz ile
Dağla beni alev ile köz ile
Aşkın ateşini yak da ey güzel

 

Yenildin

Uzaklardan name gelir söz gelir
Seni yaralayan sese yenildin
Düğün olur dernek olur saz gelir
Gördüğün güzelde süse yenildin

Alışmadın ağır söze emire
Yüz vermedin müdür ile amire
Hükmettin bir zaman tunca demire
Üstündeki ince pasa yenildin

Alnına bir zerre kara sürmedin
Haksız yere kimseleri yermedin
Yiğitliği çapulcuya vermedin
Gönlünde gam ile yasa yenildin

 

Beni Beni

Saldın yüreğime derin acıyı
Bari uzaklardan sor beni beni
Unutturdun kardeş ile bacıyı
Attın yad ellere yar beni beni

Yollarında gide gele yoruldum
Senin için eşe dosta darıldım
Adım ile Azrail den soruldum
İstersen toprağa ver beni beni

Zulmetme ne olur hakkın aşkına
İnsaf eyle ocağına düşküne
Almasan da alma gönül köşküne
Divanında ırgat gör beni beni

İstemem ne tahtı ne de sarayı
Açmayasın Murat ile arayı
Bağlamışım bunca zaman karayı
Ateşten gömleğe sar beni beni

 

Unutur

Sanma hiçbir zaman aran açılmaz
Bir gün gelir oğlun kızın unutur
Yalnızlık mutlaktır asla kaçılmaz
Yere koymadığın sazın unutur

Üstüne çöküp de secde durduğun
Dertleştiğin ellerin vurduğun
Derman bulup menziline vardığın
Taşımaz bedeni dizin unutur

Tanıyamaz seni bildiğin hancı
Onun da içinde gam ile sancı
Aynalara bakma sana yabancı
Her gün seyrettiğin yüzün unutur

Parmakların bir yaranı kaşımaz
Bu beden bu kadar yükü taşımaz
Güneş doğar batar sana ışımaz
Ağustos ayında yazın unutur

 

Öğrendi

öylettiren bir vefasız yar idi
Bağlama çalmayı yekten öğrendi
Evvel ezel hep gönlünde var idi
Güzeli sevmeyi çoktan öğrendi

Yüreğinde aşkın ateşi dolu
Ömrünce aradı o doğru yolu
Sokmadı Allahla araya kulu
Hakka giden yolu haktan öğrendi

Tutamadı çarelerin dalını
Hemen koptu uzatınca elini
Yoksul ile perişanın halini
Baş dara düşünce yoktan öğrendi

Yeri geldiğinde sever mertliği
Zamanında karşı koyup sertliği
İnsan gibi yaşamayı fertliği
Gönlü zengin gözü toktan öğrendi

 

Etmedin mi

Gönül kalemdeki sivri burçları
Çiğneye çiğneye taş etmedin mi
Aşkın temelinde duran harçları
Bozmayı kendine iş etmedin mi

Yağmur damlaları vururken cama
Hüzün dolar küme küme odama
Ağlamak kar oldu böyle adama
Sevinci gözümde yaş etmedin mi

Kabuk tutan yaraları kaşıdım
Bu sevdayı hep gönlümde taşıdım
Yokluğunda Ağustosta üşüdüm
Bana dört mevsimi kış etmedin mi

 

Ağır

Açmadan soldurdun gülü yaprağı
İz etti hallerin yürekte ağır
Ben ölünce at üstüme toprağı
Avuçlar da ağır kürekte ağır

İnandığım doğru yolda gidenim
Bu uğurda canı feda edenim
İsterse çeksinler dara bedenim
Sallanıp da dursun direkte ağır

Coşunca duygular tutmaz freni
Baş tacı ederim kalbe gireni
Birden kaçıp gitti gençlik treni
Kaldım ara yerde durakta ağır

 

Senin Olsun

Senin olsun gülşenin de gülün de
Bana yaprakları dökük dalı ver
Koy sensiz kalayım sevda çölünde
Yazdıysan bir yere adım siliver

Yitirdin içimde aşka güveni
Gittin diye dizlerini döveni
Bulursan bir daha böyle seveni
Düşünme uğrunda hemen ölüver

Uzaktan uzağa öğren sor ama
Aklına düşersem sakın arama
Gün be gün derine giden  yarama
İstemem gelip de merhem oluver

Bilirsin ki Murat sana tapandı
Senin için doğru yoldan sapandı
Gönül kapım artık sana kapandı
Bundan sonra bunu böyle biliver

 

Gönül 2

Güzeli çirkini özünde ara
Hiç kimseye sitem etme sen gönül
Ol cenneti onun izinde ara
Başkaca bir yola gitme sen gönül

Bil ki her yürekte bir aslan yatar
An gelir dünyayı bir pula satar
Yaralıdır bağrı senden de beter
Kimseyi yabana atma sen gönül

İhaneti unutmazsın bilirim
Birgün çağırırsan hemen gelirim
Nerde gerekirse orda ölürüm
O kadar fazla kin gütme sen gönül

Akçe olmuş şimdi bütün değerler
Onun için başlarını eğerler
Ayaklar altına düşmüş değerler
Dostunu zümrüde satma sen gönül