Aşık Özeri

  Ana Sayfa Biyografi Şiirler Kitaplar Linkler İletişim  

Anam

Koyup gittin beni yedi yaşımda
Nasıl kıydın beni ellere anam
Her yatanda görüyorum düşümde
Gelmedin çok baktım yollara anam

Okşayıp emzirip büyüttün beni
Kendin uyumadın uyuttun beni
Tam otuz yıl oldu unuttun beni
Hasretinden döndüm küllere anam

Bayram geldi öpemedim elini
Yıllar geçti soramadım halini
Genç yaşında oldun ahret gelini
Hoyrat baykuş kondu güllere anam

Baksana Özeri ne kadar üzgün
Esen yeller ile şefkatini sun
Elveda eyleyip sarıldığın gün
Hasretim o sıcak kollara anam

 

Verir

Yine bahar geldi bulandı sular
Derin derelerden seller coş verir
Türlü nebatattan gider uykular
Yeşillenir çayır çimen baş verir

Yeşile boyanır kırlar yazılar
Nevbaharda diner kalpte sızılar
Oynaşır oğlaklar meler kuzular
Neşe artar beş üstüne beş verir

Ağaçlar bezenir giyer allar da
Yaşamak zevk verir bizim ellerde
Konar türlü türlü öter dallarda
Günün en hoş sedasını kuş verir

Düşer damlacıklar bulutlar ağlar
Yamaçlar yeşerir dereler çağlar
Çalışır insanlar şenlenir bağlar
Erkek duvar yapar kadın taş verir

Özeri gözünden akıtır yaşlar
Şeyda bülbül gibi figana başlar
Kim ki toprağını kayırır işler
Sebze verir ekmek verir aş verir

 

Dağlar

Bugün sizin gibi başım dumanlı
Çöktü içerime merağım dağlar
Kışın karla boran yazın çimenli
Yarden ve sizlerden ırağım dağlar

Açar çiçeklerin yellerin eser
Orman yeşil saçar toprak su kusar
Düşündükçe bana bir hüzün basar
Özledikçe çeşm-i çırağım dağlar

Yar sılada ele kına ezerken
Özeri’yim elim titrer yazarken
Eller sılasında gezip tozarken
Neden benim gurbet durağım dağlar

 

Gönül

Demedim mi sana yüksekten uçma
Yırtıcı kuş vermez amanı gönül
Gizli sırlarını namerde açma
Eksilmez başının dumanı gönül

Gülü kokla sakın kızma dikene
Acı söz söyleme boyun bükene
Azrail sarılır birgün yakana
Çaldırır kalbine kemanı gönül

Şah olursan yanlış ferman eyleme
Gizli yaralara derman eyleme
Çıkıp yükseklere harman eyleme
Yele kaptırırsın samanı gönül

Güvenme ki bülbülün var gülün var
Kuvvetlisin bükülmeyen kolun var
Der Özeri dolambaçlı yolun var
Kendine yoldaş et imanı gönül

 

Olmaz

Kalbi taş kesilmiş gaddar insanın
Kessen beş paralık ciğeri olmaz
Kötüye kullanır bütün ihsanın
Bu işin eğeri meğeri olmaz

Önüne gelene çatar takışır
Bir meclise girse hemen kokuşur
Atalar demiş ki ata yakışır
Eşek bin yaşasa eyeri olmaz

Ehil olan yapar yararlı işi
Göz çıkarır cahil yaparken kaşı
Dinini öğrenen olgun bir kişi
Gidip sahte şeyhin zağarı olmaz

Özeri yozlaşır sistem kokarsa
İnsan onu biçer her ne ekerse
Yolsuzluk hırsızlık başı çekerse
Orda doğruların değeri olmaz

 

Dokunur

Ey melek yavrusu ahu bakışlım
Kirpiklerin ok mu cana dokunur
Sıra sıra benler göğsü nakışlım
Zülüflerin ak gerdana dokunur

Görünce kaçarsın nedir suçların
Taze kınalanmış parmak uçların
Topuğa uzanmış siyah saçların
Bir oyana bir bu yana dokunur

Kiraz dudakların renk verir kana
Gözlerinin rengi benzer ummana
Çatıp kaşlarını bakınca bana
Onurum kırılır şana dokunur

Elma yanakların ayın on beşi
Kurulu yay gibi simsiyah kaşı
Dili badem içi incidir dişi
Sanırsın ki lal mercana dokunur

Özeri kimedir naz u niyazın
Bir gülse açılır baharın yazın
Şahin bakışların bülbül avazın
Ta zemin ü asumana dokunur

 

Olmaz ki

Kalkınmayı istiyorsak gönülden
Dar geçitler geçilmeden olmaz ki
Yanlış hesap karı götürür elden
Doğru ölçüp biçilmeden olmaz ki

Çok çabala seç iyiyi kötüden
Bak ibret al doğu ile batıdan
Ne beklersin şu kapalı kutudan
Dışarıya açılmadan olmaz ki

Biraz tasarrufa önem verin de
Yürümeli yatmaktansa serinde
Gezip görmek gerek yerli yerinde
Koca dünya küçülmeden olmaz ki

Özeri tutarsa eğer aşılar
Beyin çalışırsa gözler ışılar
Cesur dürüst liyakatli kişiler
İşbaşına seçilmeden olmaz ki

 

Şimdi

Gayrı dayanacak halim kalmadı
Hasretlik bağrımı yakıyor şimdi
Ben gitmek istedim kader salmadı
Ayrılık canıma okuyor şimdi

Bağrıma doluyor gözümün yaşı
Diyorlar ki sabır her işin başı
Hür Anadolu’nun toprağı taşı
Gül gibi burnuma kokuyor şimdi

Özeri gözyaşım sel oldu çağlar
Nasip kısmet bizi gurbete bağlar
Yol ver bana yol ver ey yüce dağlar
Sevdiğim yoluma bakıyor şimdi

 

Eskiden

Sevgi vardı saygı vardı dost vardı
Eskiden eskiden çok çok eskiden
Gayrı bu meziyet sonuna erdi
Eskiden eskiden çok çok eskiden

Bir lokma bir hırka ona yeterdi
Babam saman telisine yatardı
Evlat babasının sözün tutardı
Eskiden eskiden çok çok eskiden

Anam tezgahını tel tel yayardı
Şal dokuyup çengo ile boyardı
İnsanlar insanı sevip sayardı
Eskiden eskiden çok çok eskiden

Özeri seninki kuru lakırdı
Nenem tezgahlarda çarşaf dokurdu
Ninniler söylerdi türkü okurdu
Eskiden eskiden çok çok eskiden

 

Var ya

Ondan severim baharı
Gönlümün hevesi var ya
Zevk verir leyl ü neharı
Bülbüllerin sesi var ya

Dal bezenir çiçek çiçek
Tabiatta gizli gerçek
Yat serinde uykunu çek
Ağacın gölgesi var ya

Yükseklere çöker duman
Kuşlar uçar tümen tümen
Hava açar çayır çimen
Çiçeklerin süsü var ya

Şimşek çakar bulut ağlar
Yeşile bezenir dağlar
Yel estikçe pınar çağlar
Hoş kokan nefesi var ya

Özeri bak kana kana
Bahar can katıyor cana
Sevmeyi öğretir bana
Kuşların cilvesi var ya

 

Sevdiğim

Çok zamandır ne mektup var ne haber
Yadına düştükçe ara sevdiğim
Her zaman seninle olsak beraber
Mutluluk getirmez para sevdiğim

Vereme dönüştü bendeki merak
İstesem gelemem yollarım ırak
Yüzümü ayna yap dişimi tarak
Bozulmuş saçların tara sevdiğim

Özeri derdini ele bildirmez
Hasta düştüm kimse tutup kaldırmaz
Aşk insanı inletir de öldürmez
İlla bu derdime çare sevdiğim

 

N’Olur

Derd ü mihnet ile geçti bu ömrüm
Şimden sonra bana güç versen n’olur
Bir sevdiğim vardı aldın elimden
Bundan böyle ik’ üç versen n’olur

Gurbet ellerinde ömrüm söküldü
Takatim kalmadı belim büküldü
Ağardı saçlarım dişim döküldü
Akılsız başıma taç versen n’olur

Yaprağını dökmüş dalı budadım
Bedelini fazlasıyla ödedim
Ben kendimi dosta kurban adadım
İki koyun bir de koç versen n’olur

Özeri dünyadan çektim elimi
Yaradana arzeyledim halimi
Gece gündüz bekliyorum ölümü
Erken versen n’olur geç versen n’olur

 

Yoruldum

Otuz yıldan beri çile çekerim
Gurbet elde geze geze yoruldum
Kurudu dallarım yaprak dökerim
Dertlerimi yaza yaza yoruldum

Dost elinden içtim bir dolu zehri
Haraba yüz tuttu gönlümün şehri
Dostların sitemi gurbetin kahrı
Kara bağrım eze eze yoruldum

Gayrı felek ile ben çıkmam ava
Geçirdim ömrümü boşa bedava
Gurbet köşesinde her yıl bir yuva
Kura kura boza boza yoruldum

Özeri’ye yine yaman gün oldu
Derdim bindi budaklandı bin oldu
Büküldü de elif kaddim nun oldu
Tatlı canım üze üze yoruldum

 

Turnalar

Gurbet ellerinde kaldım yalınız
Sesime ses katın telli turnalar
Bizim ele uğrar ise yolunuz
Bir haber getirin allı turnalar

Uçun boynunuzu uzatın gelin
Kanatlarınızı bezetin gelin
Aman kendinizi gözetin gelin
Alıcı kuş sağlı sollu turnalar

Özeri’yim yine çıktım çileden
Gurbet beni yakıp yakıp kül eden
Yine bir haber yok bana sıladan
Ötüşünüz dertli belli turnalar

 

Çoruh Nehri

Bahar geldi coştu yine
Akar gider Çoruh Nehri
Alıştı canlar almaya
Bakar gider Çoruh Nehri

Olmaz akışı dengeli
Herkese takar çengeli
Demirden yapsan engeli
Yıkar gider Çoruh Nehri

Ne yaşlı tanır ne sabi
Derindir görünmez dibi
Ağaçları peynir gibi
Büker gider Çoruh Nehri

Kayaları yara yara
Bulamazsın her gün ara
Tohum gibi topraklara
Eker gider Çoruh Nehri

Kayaları oya oya
İnsanları soya soya
Karadeniz’de bir koya
Döker gider Çoruh Nehri

Yusufeli’n şakağından
İspir’in meyve bağından
Bayburt’un yeşil dağından
Çıkar gider Çoruh Nehri

Bir kaynağı Altıparmak
Gururlanıp akan ırmak
Buna yoktur zerre durmak
Çeker gider Çoruh Nehri

Özeri der seni tutsam
Baraj yapsam temel atsam
Susasam hepsini yutsam
Yakar gider Çoruh Nehri

 
© BeKa